REŞWANLAR (REŞÎ) -III




   

Reşiler 3
ÖN AÇIKLAMA

Bu yazı dizimizin 3. bölümü oluyor. Sanıyoruz bir kaç bölüm daha devam edecek. Önceki bölümlerde Reşî'lerin Kürdistan'daki konumlarını çeşitli tarihi belge ve kayıtlar üzerinden kısmen olsa ele almıştık.  Bu bölümde ise Anadolu coğrafyasında yerleşik halde bulunan Reşî'leri ele alacağız. Geldikleri merkezleri, bugünkü coğrafik konumlanışlarını ve özelliklede geliş nedenleri üzerinde duracağız.

Kuşkusuz Reşî'lerin kültürel dünyaları, konuştukları kûrmancî nin fonetik özellikleri, gelenek ve görenekleri, inanç dünyaları üzerine detaylı çalışma ve araştırmalar yapılabilir. Yapılmalıdırda. Biz genel bir tarama ve irdeleme ile yetineceğiz. Uzaktan resim çekme veya görüntü alma da denilebilir buna. Fazla detaylara girmemeye özen göstererirken, bazı alanlar üzerine olanak ve şartlar ölçüsünde fazlası ile durmak istiyoruz. Bunun sebebi çok az bilgi ve verinin bu alanda yazılı kayıtlara geçmiş olmasıdır.  

Bu yazıyı hazırlarken, Reşî'ler üzerine şimdiye kadar çıkmış sözlü ve yazılı kaynakları taradık, gözden ve elden geçirdik. Mevcut bilgileri, sözlü anlatımlarla karşılaştırarak doğruluk derecelerini ölçmeye çalıştık. Ne kadar başarılı olduk bilemiyoruz. Takdir sizlerindir. Açıktır ki bu tür çalışmalar kollektif olduğunda anlamlı olur. Sunulan veriler bir çırpıda okunarak öyle bırakılmamalıdır. Üzerine düşünülmeli ve olanaklar ölçüsünde yazılanların doğruluk dereceleri sınanmalıdır. Varsa yanlış vurgulama ve sunumlar derhal itiraz edilerek belirtilmelidir.

Diğer yanda Reşî'lerin  21 veya daha çok kolunun olduğundan bahsedilmektedir. Her kolun kendine özgü tarihi yaşanmışlığı var. Bunların tek tek incelenmesi gerekiyor. Bazen bir kolun tarihi bir bütün olarak aşiretlerin genelinin tarihi biçiminde ifade edilerek yanlışlığa düşülebiliyor. Bu anlamda bu yanılsamaları giderme, eksikleri tamamlama, kaynak biriktirme saikleri ile hareket edilmesi gerekliliğinin altını özellikle çizmek isteriz.


   
 

REŞÎ AŞİRET KONFEDARASYONUNA BAĞLI KOLLARIN ANADOLU MACERALARI

 

 


GENEL BİR TANIMLAMA

Bilindiği gibi, Kürd Milleti AnavatanKürdistanın dışında -Avrupadaki diaspora Kürdlerinide sayarsak- beş ana bölgede yerleşik ve yoğun bir biçimde yaşar. Nüfus ve etki alanları açısından bu bölgelerin başında Anadolu ve Horasan gelir. Kesin sayısı bilinmeyen ama kimine göre 1 kimine görede 2 milyon olan Kürd nüfus Anadolunun hemen her il sınırları içerisinde yerleşik halde meskündurlar.

Kürd nüfus belirli aşiretlerin bağlaşıklarıdır. Kon-reswanBunların başında Reşîyan, Canbegan, Şêxbizeynî, Têrkan, Sinemillî, Millî, Sêwidî gibi tanınmış Kürd aşiretleri gelir. Sosyo-Kültürel özellikler açısından bakıldığında, Kürdistanın bir izdüşümü veya bir prototipi aynen Anadoluda vardır da diyebiliriz. Yani genelde Kürd milletinde var olan inançsal, dilsel, kültürel aşiretsel çeşitlilik kendisini -bir kaç eksiklik dışında- anadolu özgülünde yeniden ifade eder, bulur. Onuda şöyle tanımlayabiliriz.

Haymana Şêxbizin`leri: Elazığ, Süleymaniye ve Kerkük,  Aksaray Sêwidî Hilkecik Kûrmanç`ları: Ağrı, Hakkari, Şırnak, Dimilkî konuşanları (Zazaları), Bingöl, Elazığ ve Diyarbakır, Yozgat, Çorum ve Kayserideki Alevi Kürdleri: Dersîm, Xorasan ve Maraş, Kırşehirdekiler: Antep, Maraş, Adıyaman, Efrîn, Silvan, Siverek ve Horasan, Polatlı, Cihanbeyli, Yunaktakiler: Urfa, Kars ve Malatya da yaşayan Kürd topluluklarının temel karekteristik özelliklerini bir anlamda temsil ederler, taşırlar veya diğer bir tanımla söylemek gerekirse bunların bir parçasıdırlar.

Kürdistan'dan Anadoluya iskan edilen, Kürdlerin göçü çeşitli zaman dilimleri içerisinde olmuştur. Göçün tarihi, kapsam alanı ve coğrafik konumlanışı bizi böylesi bir yoruma götürmektedir. Belirtiğimiz gibi bu yazının konusu Reşî`ler.  Gelişmeleri bu eksen üzerinden ele alacağız.  Bu belirlemelerin ışığında Reşî'lerin Anadolu coğrafyasındaki macerasına gelebiliriz. İlk önce coğrafik alandaki konumlanışlarına bakalım.

Coğrafik Durum:
Reşi'lerin çoğunlukla Anandolunun üç büyük şehiri olan Ankara-Konya-Kırşehir il sınırları içerisinde kırsal ve ovalık alana iskan edildiklerini belirtmiştik. Aşiret kolları bu üç ilin içerisinde koloniler biçiminde belirli noktalarda yoğunlaşmışlardır. Coğrafik olarak bakıldığında birbiri ile kesişme noktaları bulunan, Haymana, Kulu, Cihanbeyli ve Malya ovalarına adeta serpilmişlerdir de diyebiliriz.

Reşî'lere bağlı kollar ve dağıldıkları yerler:

Bağlı oldukları il ve ilçe bazında kısaca belirteceğiz. Bilgi ve belgeler konusunda bugün oldukça ileri bir durumda bulunduğumuzu ayrıca belirtelim. Yani beş on yıl önceki durumdan çok ileri bir durumdayız. Her aşiret kolunun, kollektif düşünme iradesi eksikliklerine rağmen oluşmuştur.

Sırası ile Xelîkan, Omeran, Sefîkan, Çelîkan, ve Nasirî (bir bölümü) kolları, Konya Kulu ve  Cihanbeyli ilçesi sınırları içerisinde bulunurlar. Nasirî, Sefîkan, Bilikan aşiretleri Ankara nın ilçeleri olan, Haymana, Koçhisar ve Gölbaşı sınırları içerisinde bulunurlar. Kırşehirde ise Berketî, Oxçîyan, Şêxbilan, Mifîkan, Molikan ve Bilikan aşiret kolları Çiçekdağ, Boztepe, Akçakale, Kaman ve merkez ilçesine bağlı köylerde iskan olmuşlardır.
Bu kollar üzerine bilgiler yan tabelada geniş bir biçimde bulunmaktadır.

GÖÇÜN TARİHİ

Anadoluda bulunan Reşî lerin bölgeye gelmeden önce Antep-Maraş-Adıyaman kesişme noktalarında yarı yerleşik halde yaşamlarını idame ettiklerinden bahsetmiştik. 15. yüzyılda resmi kayıtlara geçen Reşî ler ağırlıkla bu alanı kendilerine yurt edinmişlerdi. Öncesi durumları henüz bir netliğe kavuşmuş değildir. İranın kuzeyine düşen Horasan bölgesi ile ilişkileri ise yeni yeni ele alınmakta ve araştırılmaktadır. İleride bu konuyu detaylı bir biçimde ele almak kaydı ile şimdilik fazla bir şey söylemeyelim. (Bilindiği gibi Xorasanda önemli bir Reşî topluluğu yaşamaktadır. Anadolu Kürdleri ile olan ilişkileri henüz bir netliğe kavuşmamıştır. Yapılan çalışmalardan yeri ve zamanı gelince okuyucularımız bilgilendirelcektir)

Reşî ler, gerek yaşam biçimleri, gerekse ikdisadi ilişkileri açısından yerleşik fakat hareket halinde olan aşiretler katagorisinde değerlendirilmelidirler. Yani genel bir kanı oluşturmuş olan sürekli Konar ve Göçer halde olan gezgin aşiretler katagorisinde değildirler. Bu anlamda yaşam biçimleri üzerinde biraz durmak gerekir.

Yaşam Biçimleri:
Her ne kadar Besicilikle uğraşmaları ve hayvanlarına geniş otlak alanları bulma kaygısı ile  hareket etmiş olsalarda, yerleşik toplumlara özgü ziraat ve çiftçiliklede uğraştıkları bilinmektedir. Asıl geçim kaynakları belirtildiği gibi Besicilikti. Bu daha çok Koyun besiciliği anlamına gelmelidir. Kendi kendine yetebilen topluluklarda gözlemlenen kapalı iktisadi sistem Reşî lerdede söz Kilim/Galte-Çamale/Çamalakkonusuydu.

Sahip oldukları hayvanlardan türlü türlü şekillerde yararlanırlardı. Giyilen gömlek, yere serilen kilim, halı, çuval, heybe vb. leri kendi elleri ile dokurlardı. Bu arada Reşî halılarının ve kilimlerinin tarihteki ününü ayrıca belirtmeye gerek yok.

Diğer yanda günümüzde dahi hala sürdürdükleri canlı hayvan ve et ticaretini 15. ve 16. yüzyılda da yaptıkları görülmektedir. Bu alanda ciddi bir pazarı ellerinde bulunduruyorlardı. 1540 yılındaki kayıtlarda İstanbulun Et ihtiyacını karşılayan aşiretler içerisinde Reşî lerde vardır. Kayıtlarda Reşî lerle birlikte 4 aşiretin elinde 2 milyona yakın koyunu bulundurduğu ayrıca belirtilmektedir.

Diğer insani ihtiyaçlarını eldeki ürünlerini pazarda takas yolu ile değiştirerek karşıladıklarınıda belirtmeden geçmeyelim. Koyun, Keçi, At, Deve ve hatta Katırları pazara sürerek ihtiyaçlarını karşılarlardı. Alışverişi olanaklı kılan muhtelif yerlerde pazarlar kuruluydu. Bu alış verişten iyi bir gelir elde ettikleri ise ayrıca kayıt edilmelidir.

Sürülerine otlak bulma kaygısı ile Yazlak ve Kışlak arasında gidip gelirlerdi. Yazlakta besicilik, Kışlakta ise basit çiftçilikle uğraşırlardı. Kışlakta inşaa ettikleri evleri vardı. Nereye gidilirse gitsinler geri döndükleri merkez genelde burasıydı. Kış bitip karlar erimeye başlayınca yani Baharın ilk aylarında, Fırat nehrinin kıyılarına, Erzurum yaylalarına, Sivas Kayseri arasında bulunan Uzunyaylaya, Çukurovanın iç bölgelerine, Suriye Çölüne ve hatta Konya, Haymana, Kırşehir ovalarına kadar uzanan bir coğrafyada hareket ediyorlardı.

Görüldüğü gibi gidilen yerler bazen yakın, bazende uzaktı. Gidiş gelişler çoğunlukla mevsimlikti. İhtiyacı olan eşyaları At, Deve ve Katırlara yükleyerek terkedilmiş, harabe, ve eski iskan bölgelerine yakın yerlerde çadırlarını (Kon) kurarak kalırlardı.  Kona Reş denilen çadırlar koyun ve keçi yününden keçelerin birbiri ile birleştirilmesinden yapılırdı. Pratik aynı zamanda kısa bir sürede kurulan ve sökülebilen çadırlardı bunlar.

Yaylak ve Kışlaklara merkezi otoritenin yerel temsilcisi olan eyalet valisinin bilgisi ve izni dahilinde gidilirdi. Her Aşiret kolu verilen iznin çizdiği sınırlar içerisinde hareket etmeye özen gösterir, etrafa zarar vermeyeceği konusunda bir teminat belgesi imzalardı.

Aşiret ve Cemaatlerin başında birer Beg bulunuyordu. Genelde bu Beg ler, ileri gelenlerin ve ihtiyarların (Kedhüda) kanaatleri alınarak Eyalet Valisi tarafından tayin edilirdi. Tayin edildiğine dair bir belge olan Beylik Beratı elden verilirdi. Aşiret Begi nin seçimi Reşî lerde farklıydı. Beg lerini kendileri seçme, eyalet valisininde bunu onaylama durumu söz konusuydu.

Beg ve Ailesinin yanında, Torin olarak tanımlanan bir kast sistemi mevcuttu. Torin ler, Beg ailesi ve İhtiyarlar Meclisi ile birlikte aşiret aristokrasisini oluşturuyorlardı. Torin kastı istediği şahsı seçme şansına sahip iken, Beg ailesi ilede çoğunlukla birebir akrabaydılar. Zaman içerisinde, Osmanlının Balkanlarda Sılav kökenli milletlere uyguladığı Voyvodalık kurumuna Reşî lerde sahip oldular. Yani merkeze karşı kısmi sorumlulukların yanında yarı otonom bir statüye kazanarak kendi kendilerini yönetiyorlardı.

STATÜLERİ:
Osmanlı toplum düzeninde, toprakların ayrıldığı şekle göre Tımar, Zeamet yani Has Reayası olarak kayıt edilmişlerdi. Has Reayası olarak bağlı oldukları kurumda Üsküdardaki Valide Sultan Vakfı dır. Merkezle olan ilişkileri bu vakıf üzerinden yürütülürdü. Ödedikleri vergilerde doğrudan bu vakfın kasasına giderdi. İki türlü vergi sistemi içerisinde Reaya (raiyyet) vergisini öderlerdi. Bunun somuttaki adı Bennak ve Mücerred vergileriydi. (Bennak daha çok tam veya yarım çifti olan buna karşın arazisi olmayan evli ve bir yerde oturan kimseden alınan vergiydi. Ederide o dönemin parası ile 12 akçeydi. Ekini olan Bennaktan ise 18 akçe 17. yüzyıldan sonra kuruş alınırdı.)  

SÜRGÜN VE İLK İSKAN TEŞEBBÜSÜ

Reşî`lerin konumunda olan yarı-yerleşik ve konar-göçer aşiretler 16.yüzyıl sonlarına doğru köklü değişim ve yaptırımlar ile karşı karşıya kaldılar. 1650 lerde ardı ardına kayıp edilen savaşlar ve iç isyanlardan dolayı imparatorluğunun bünyesinde müthiş bir bozulma ve karışıklık yaratiyordu. Binlerce yerleşim merkezi harap olmuş, sakinleri tarafından terk edilmişti. Mali ve Askeri sıkıntılar yüze vurmuş, merkezi ve yerel otorite yer yer tanınmaz olmuştu.

Bu mali ve askeri krizden çıkmak vede ele avuca gelmeyen(!) aşiretleri sindirmek amacıyla yönetim katında kapsamlı çözümler üzerine düşünülmeye başlandı. Bu çözümlerin en önemlisi ise: bir iskan siyasetidir. 1691 yılında Fazıl Mustafa paşa döneminde etki alanı oldukça geniş bir iskan politikası yürürlüğe sokuldu. Osmanlı kurulduğu andan beri bu tür politikalara aşinaydı zaten. Yani iskan politikasına yabancısı değildi. Yüzyıllara dayanan bir tecrübeyede sahipti. Köprülüzade Fazıl Mustafa Paşa döneminde kararı alınan iskan teşebüsü 5 ana bölgeyi kapsıyordu. O zamanki deyimle 5 eyalet sınırları içerisinde iskan teşebüssüydü. Bu eyaletler şunlardı. A. Rakka ve Halep Eyaletleri içerisinde bulunan bölgelere iskan B. Hama ve Humus sancağına iskan C. Anadolu Eyaleti ve topraklarına iskan D. Adana Sancağında Ayaş Berendi ve Kınık kazaları bölgesine iskan E. Bozok sancağına iskan.

Özellikle Rakka ve Halep eyaletleri içerisinde bulunan bölgelere iskan Reşî lerin bazı kollarını kapsıyordu. Gönderilen Ferman, hangi aşiretin nereye gideceği ve nasıl iskana tabii tutulacağı konusunda gayet açık bir içeriğe sahipti. Aşiretlerin  isimleri tek tek belirtilerek en ince noktasına kadar bilgiler veriliyordu. Bu osmanlının bu konularda gayet hazırlıklı olduğu anlamına gelmektedir. Konunun dağılmaması için ileride ele almak kaydı ile şimdilik bu listelerdeki aşiret isimlerine girmiyoruz. İskan teşebüsününün asıl amacını kavrayabilmek için fermanda gösterilen şu üç ana maddeye bakmamız gerekiyor.

Reswan-Xerite

1. Devlet tarafından kontrol edilmesi zor asi gurupların(!) Suriyedeki Arap Bedevilerine karşı bir güvenlik unsuru olarak set fazifesini görevini sağlamaları. 2. Harab ve boş iskan merkezlerinin yeniden canlandırılması. 3. Konar-Göçer hayat tarzlarından dolayı yerleşik halka zarar veren ve yer yer kontrol edilemeyen aşiretlerin ıslahı.

Yukarıda belirttiğimiz gibi fermanda Reşî lerin bazı kollarının Kuzey Suriyede iskana mecbur kılınması belirttiliyordu. Mecburi-iskan kararlarının çıkmasına sebeb olan ve fermanın çıktığı dönemde Suriyenin durumuna kısaca bir göz atalım.

Suriye özelliklede Kuzey ve Batı Suriye toprakları Reşî lere yabancı değildir. Eskiden beri burayı Yazlak olarak kullanırlardı. özelliklede Kuzey (Rakka eyaleti) ve Beli nehri kıyılarına düzenli bir biçimde gider gelirlerdi. Bu bölgedeki değişimler doğal olarak onlarıda etkiledi.

Suriye bölgesi, 1516 yılına kadar merkezi Kahirede olan Memluk sultanlarının hakimiyetindeydi. Yavuz Sultan Selimin Mısırı ele geçirmesi ile bu hakimiyet el değiştirmiş oldu. Memlük Sultanları bölgeyi bazı Arap aşiretlerinin kontrolüne bırakıp emirlik kurumu adı altında yönetmişlerdi. Otonom bir statüye sahip olan bu emirlikler bir anlamda Memlük Sultanlarının yereldeki temsilcileri konumundaydılar. Osmanlı ilk dönem bu ilişkileri olduğu gibi devam ettirdi. 

Zamanla siyasi gelişmelere parelel olarak bu ilişkiler değişti ve bozuldu. Karşılıklı güvensizlik ve çıkar ortamında çatışmalar başladı. Osmanlı yönetimi uzun vadede Arap emirlikleri ile işin ve kontrolün yürümeyeceğini düşünmeye başladı. 1585 de Şam vilayeti ve çevresinde bulunan Arap aşiretlerine karşı yoğun bir cezalandırma hareketi başlattı. Bölgedeki tüm aşiretlerin lider ve ileri gelenleri tutuklanarak İstanbula esir olarak götürüldü. Bu sefer kendilerine daha yakın ve sadık Arap aşiretlerine yetki verildi. Bu yaptırım zamanla beklenilen sonuçları vermemesi ile farklı arayış ve çözümlerin önü açılmış oldu.

Halep eyaletinin kuzey batısına doğru olan alanda bulunan Kürd aşiretleri ve Reşî lerin bazı kolları Kilis Voyvodalığı adı altında yönetiliyordu. Osmanlının Balkanlarda özellikle Slav milletlerine uyguladığı Voyvodalık kurumlaşması, Kürdlerin yaşadığı topraklardada yürürlükteydi. Reşî lerde kendi yaşam alanlarında voyvodalık kurumuna bağlıydılar.

Osmanlı Saray belgelerinde Liva-i Ekrad (Kürd Livası) olarak geçen bu voyvodalığın yönetim erki Maraşlı Reşwanzadelere aitti. 18. yüzyıldan sonrada valilik düzeyinde bir güce sahip olan Reşwanzadeler bölgedeki diğer Kürd aşiretlerinde yöneticisi durumundaydılar. Asli görevleri olan yönetimin yanında aşiret ve mensuplarının tespit etmek, vergi kayıtlarının yapmak, düzeni ve güvenliği sağlamak, imparatorluğun ihtiyacı olduğunda kullanılabilecek süvari alaylarını oluşturmaktan ibaretti. Daha doğrusu otonom bir tarzda merkeze göreceli bir düzeyde bağlıydılar.

Bu ilişkileride biraz önce belirtiğimiz gibi Üsküdardaki Valide Sultan Vakfı üzerinden yürüyordu. Nitekim iskan listesinde Reşî lerinde olduğu anlaşılınca bir çok kereler delegasyonlar İstanbula gitmiş araya aracılar sokularak karar değiştirilmeye çalışılmıştır.  

Alınan mecburi iskan kararı 1691 de yürürlüğe sokuldu. Bu salt kilis Voyvodalığına bağlı Reşî aşiret kolları ile sınırlı bir iskan fermanı değildi. Sivas ve Diyarbakır eyaleti sınırları içerisinde bulunan diğer kollarıda kapsıyordu. Burada ilginç olan fermanda özellikle iki aşiretin isminin altının özellikle çizilmesidir.  Bu aşiretlerde Reşî ler ve Avşarlar dır.

Bu gelişmeler sonucu Reşî ler genel bir iskan siyaseti sonucu yaşam merkezlerinden kopartılmaya zorlanarak geçmişte sürülerini otlatmak için gittikleri bir bölge olan Suriye çöllerine yerleşmeye zorlandılar. Yani 1700 hemen başlarında başlayan ve 1860 lara kadar süren ve tam bir buçuk yüzyıl süren bir çalkalanma döneminin başlangıç evresiydi bu.

Bu zaman süresi içerisinde gidiş gelişler kaçışlar yeni sürgün edilişler bir birini takip etti. Bazı kollar gittiler denediler fırsatını buldularmı geri döndüler. Kalanlar oldu. Otorite boşluğunu fırsat bilerek hiç gitmeyenler oldu. Gitmekte istemiyorlardı. Geçmişte sadece Kışlak olarak kullandıkları bu bölgeyi benimsemediler. Coğrafyanın Besiciliğe uygun olmaması, Arap aşiretlerinin bitmez tükenmez saldırıları bu gitmek istememenin nedenlerinin başında geliyordu.
Bu saldırılar yıllarca sürdü. 1815 yılında Beni-Said aşireti öncülüğünde Arap aşiretleri güneyden bastırarak bütün bölgeyi yakıp yıkıp tahrip ettiler. Bölgeyi neredeyse  yaşanmaz hale getirdiler. İskana mecburi kılınan yarı gönüllü aşiretler Osmanlının orada kalın ve direnin, yerinizden ayrılmayın, yollu emirlerini bir biçimde dinlemediler. 1821 yıllarında geçmişte kışlak olarak kullandıkları Çukurova, Sivas- Uzunyayla ve Anadolunun içlerine doğru gelmeye başladılar.

Bir anlamda eski yaşam alanlarına geri döndüler. 1830 yılında Sivas eyaletinin çeşitli bölgelerinde bulundukları halde aşiret konumundan çıkmayı benimsemediler. Bu sefer merkezi yönetim aşiretlerin başına bir sorumlu tayin etme usülüne baş vurdu. Hiç olmassa kısmende olsa kontrol etmekti amaç. Bu şekilde Konya ve Ankara civarlarında kışlayan aşiretlere de sorumlu tayin edilmişti. Bu sorumlular daha çok aşiretlerden seçiliyordu.  Belirli ünvanlar (Mala Kûrk, Berat, Mühür) verilerek devletin mesuliyetine ortak edilmişlerdi.

Bu tarzda kalışlarının resmi bir statüsü yoktu. Bir belirsizlik vardı. 1842 yılında bir çözüm üzerinde duruldu. Aşiretlerin yazlak ve ve kışlak için başka yerlere gitmeyerek bulundukları sancak ve kaza da geniş ve boş topraklarda iskan olamaları ve ihtiyaçlarını karşılama yoludur. Bunun için onlara boş terkedilmiş olan toprak ve tarlalar tahsis edildi. Ziraat ile uğraşmaları teşvik edildi. Uygulanacak yerlerin başında Bursa, Sivas, Ankara, Konya, Aydın eyaletleri idi. Buna muhalefet edenlerede icabında asker kullanmak sureti ile zor kullanılmasıda verilen talimatlar arasındaydı.

İskan edilen aşiretler için yeni köyler kurulurken bazılarıda mevcut köyler içerisine dağıtılmışlardı. Reşî ve Avşarların mümkün mertebe toplu halde bulunmalarına dikkat edildi. Bu talimat yerel yöneticilere gönderilen yazılı emirlerde özellikle belirtildi. Yani Reşiler ve Avşarlar toplu halde iskan edilmeyeceklerdi.

Kırşehir-Reşwan Aşiretinin Göç Haritası

Fırka-i Islahiye
Diğer yanda özellikle Çukurova bölgesindede benzeri durumlar söz konusuydu. Özellikle kozan dağı ve Kürd dağı etrafı devletin tanımı ile tam bir isyan ve karışıklık yatağıydı. İskanları bir türlü başarılamamış olan aşiretlerin durumu devlet katında yeniden ele alındı. İlk iş olarak geniş bir komisyon kuruldu. Bu komisyonada Fırka-i Islahiye adı verildi. Komisyonun emrine verilmek üzere bir askeri birlik oluşturuldu. Padişah Abdülaziz (1861-1876) döneminde kurulan bu ordu yedi Balkan taburu, 1 tabur Girit askeri ile Hassa ikinci süvari alayından oluşuyordu. Harekata katılan diğer gruplarla birlikte on beş piyade, iki alay süvari ve 500-600 Çerkez-Gürcü atlılardan oluşuyordu.

Görev alanı olarakta, İskenderundan, Maraş ve Elbistanla, Kilisten Niğde ve Kayseriye, Adana Eyaletinden Sivas Eyaleti hududuna kadar olan bölgeleri belirlendi. Birliğin başınada askeri harekat başkanı sıfatı ile Derviş Paşa ve idari işler başkanı olarakta Ahmet Cevdet Paşa getirildi. Burada asıl yetkinin Ahmet Cevdet Paşa'da olduğunu ayrıca belirtelim. Firka-i Islahiyyenin görevleri de resmi olarak şöyle formüle edildi. Askerin sevk ve idaresi, ıslahat zamanında şiddet kullanılıp kullanılmaması, halka devletin varlığının hisettirilmesi ve karşı gelen aşiret ve aile ileri gelenlerinin bölge dışına nakledilmesi, askere yardımcı olanlara mali yardım yapılması, ıslah edilen yerlerin devlet yönetimine uygun şekilde teşkilatlandırılması, vergilerin azaltılması vee arazileri tapusuz olanlara tapularının verilmesi gibi konulardada yetkili kılınmıştır.

Fırka-i Islahiye birlikleri 1865 yılında vapurla İskenderun limanına indirilirken genel bir af yürürlüğe konuldu. Sonrada iskan olmaya gönüllü aşiretlerin ileri gelenlerini tanıyan şahıslar tayin edilerek genel bir toplantı düzenlendi. Bu toplantıda devletin niyeti açıkca belirtildi. Aşiretlerin eskisi gibi hareket etmelerinin yasaklandığı ve artık yerleşik hale gelmelerinin istendiği açıkça belirtildi. Karşı gelenlerin mevcut ordu (Fırka-i Islahiye) tarafından tasfiye edilecekleri uygun bir dil kendilerine bu toplantıda iletildi. Bunu bir çok aşiret kabul etmek zorunda kaldı. Kabul edenlerin arasında Reşî lerde vardı. Her kol içerisinde bulunduğu eyalet sınırları içerisinde kalacaktı. 

Bunun akabinde bölgede mevcut Kerkütlü, Çerçili, Hanagzi, Türtbahçesi, Egintili, Keferdiz Nahiyeleri ile Dumdum ovası aşiretleri birleştirilerek bir kaza olusturuldu. Buraya Fırkanın isminden dolayı Islahiye adı verildi. (l866). Ayrıca kaza merkezi olarak aynı adla bir kasaba kuruldu; Delikanlı ve Çelikanlı aşiretlerinden yüzer hane buraya yerleştirildi. Ardından Islahiye Sancak Merkezi olmak üzere Izziye, Hassa ve Bulanık kazaları birleştirilerek Maraş Mutasarriflığına bağlı bir kaymakamlık teşkil edildi. Böylece Gavur daglarının en önemli aşiretleri sindirilmiş ve iskan edilmiş oldu.
Anadolunun üç büyük şehrinde bulunan aşiret kollarının bir kesiminin Derviş Paşa, Ahmet Cevdet Paşa ve sonrada halefi olan Kürd İsmail Paşa ile yapılan görüşme ve anlaşmalar sonucu bugünkü yerlerine yerleşmeyi kabul ettiklerini düşünüyoruz. Elimizdeki bütün veriler, Sivas valisinin etkileri ve  Islahiye fermanının sonuçlarına göre iskanın oluştuğu yönündedir..

Reşi'lerin anadoludaki önemli bir bölümü varılan anlaşmalar sonucu bölgeye gelmiş ve yerel yöneticilerle görüşmelerde bulunmuşlardır. Varılan karar sonucu aşiretlerin bulundukları eyaletin sınırları içerisinde kalmaları ve yerleşikliğe geçmeleri kabul edildi.  Diğer yanda yerlerini değiştirmek isteyenlere kefil göstermek şartı ile Eyalet Valisi tarafından Mürur Tezkiresi  verilmesi tatbik edilmeye başlandı. Yani Aşiret ileri geleni ile Vali arasında yapılan mutabakat sonucu aşiretler yeni alanlarına iskan edildiler.  

Bu göç macerasında bazı ara kaymalar, geri dönüşler, devamı gelişler yaşandıysada Reşî lerin bahsi geçen kolları zamanla Anadolunun üç ili olan Ankara, Konya ve Kırşehir il sınırları içerisine bir biçimde yerleştiler. Her aşiret kolunun farklı zaman dilimleri içerisinde yerleştiklerini belirtelim. İskanın genel anatomisinin bu şekide oluştuğunu tahmin ediyoruz. Bundan sonra farklı bölgelere iskan olan aşiretlerin yerel yöneticilerle olan görüşmelerini ele almak olacaktır. Baştada ifade ettiğimiz gibi henüz işin başındayız. Zamanla tarihimiz ile ilgili bilgiler daha da netleşecektir.

Sonuç Olarak;

Şimdiye kadar ifade edilenleri toparlamak ve özetlemekte yarar var. Reşî ler bugün Anadolnun üç büyük şehri olan Ankara-Konya ve Kırşehir il sınırları içerisinde bulunurlar. Buraya 1791 de başlayan ve 1893'e kadar süren zaman dilimi içerisinde gelmişlerdir. Anadolu ve Kürdistanın kesişme ve temas noktalarından birisi olan Antep-Adıyaman-Maraş üçgeninde yaşıyorlardı.

Konar-Göçer olmalarına karşın yerleşiktiler. Besicilikten dolayı yazlak ile kışlak arasında hareket halindeydiler. Nereye giderlerse gitsinler geri döndükleri merkez burasıydı. Kilis Voyvadılığı adı altında yönetimsel bir statüleri vardı. Vergilerini Topkapı Yıldız sarayındaki harem dairesinin masraflarını karşılamak ve hayır hasanat için kurulan ve merkezi Üsküdarda olan Valide Sultan Vakfına öderlerdi.

1691 de çıkan fermandan dolayı Arabistan çöllerine (Suriyenin Rakka eyaleti) iskana mecburi kılındılar. Giden oldu gitmeyen oldu. Gidip geri dönen oldu. Otorite boşluğundan dolayı eski yerlerine dönen oldu. Bu durum 1839 yılına kadar sürdü. Tanzimat fermanı ile durumları yeniden ele alındı. Geçmişte yazlak ve kışlak olarak kullandıkları yeni yerlere iskan edilmeleri istendi. Buda tutmayınca Islahiye Fermanı ve F ırkası ile cebren bu işe zorlandılar(1865).



Anadoluya iki güzergah üzerinden gelmeye başladılar. Biri Sivas-Uzunyayla diğeri ise Adana-Ceyhan üzeri. Bir dönem Kona Reş dedikleri çadırlarda kaldılar. Sonradan boş, harabe ve terk edilmiş bölgelere yavaş yavaş yerleştiler. Mifîkan, Şêxbilan, Berketî, Molîkan, Oxçîyan ve Bilikan kollari Kırşehir dolaylarına, Xalîkan, Omeran, Nasirî ve Sefîkan kolları Konya Kulu, Yine Bilikan, Nasirî kollarına bağlı aileler Ankara dolaylarına iskan edildiler. Bu iskan görüşmelerini aralarında seçtikleri Omeran beyleri yürütüyordu. Eyalet valileri ve buna bağlı sancak kaymakamları bürokratik işlemleri yaptılar.


Malpera Kurdên Kirsehîrê © 2006
   


XALÎKAN:

Bu aşiret sakinleri iki belde ve üç köyde ikamet ederler.  Xalîke Jor-Karacadağ, Kuluya onbeş km. uzaklıktadır.
Xalîke Jêr-Gölyazı . Cihanbeyliye bağlıdır. Qemera-Yapalı, Qolita-Sağlık, Germik –Arşıncı köyleri.

Xelikanların nüfusunun on, onbeşbin dolaylarında olduğu tahmin edilmektedir. Geliş yerleri araştırma ve tartışma konusu olmakla beraber Adıyaman / Besni dolaylarından geldikleri ortak bir görüştür. 1800 ile 1820 yılları arasında ilk önce Haymana ve  Ayaş bölgesine yerleştikleri, bir dönem yaşadıkları baskılar sonucu Besniye geri döndükleri ve sonradan yeniden bu günkü yerlerine göç ettikleri biliniyor. Reşî ler arasında sayı sayarken onbiri ve onikiyi farklı söyleyen tek koldur. Dehûyek dehûdû yerine yonzdeh, donzdeh derler.

OMERAN:

Kulu ilçesinde, Omeran Aşiretine bağlı 1 Belde ve 5 köy bulunmaktadır. Bunlar,  Omeran-Altılar-1836,
Omeran - Tavşançalı Kasabası 1845, Torino Beşkardeş, Tavli -Tavlıören 1870, Bîrtalik - Acıkuyu 1920 ve Çöpler 1900 diye.

Omeranların ilk yerleşim yeri bugün Altılar ile Çöpler arasında bulunan Hêşke Mêrge yaylasıdır. Diğer beş köy, Altılardan ayrılan aileler tarafından kurulmuştur. Antep-Nizip ten toplu göçle birlikte önce Çukurovaya giderler. Kuraklık ve karışıklıklar nedeni ile Çukurovadan çıkıp bir dönemde Kırşehir civarında kalırlar. Oradan Ankaranın Tıraş Köyünün etrafında kaldıktan sonra belirtiğimiz gibi Hêşke Mêrge yaylasına yerleşirler. Kırşehir Kürdleri ile yakın akrabai ilişkileri vardır. Omeran ların özelliklerinden birisi Kürd aşiretlerini yönetme ve iskanı denetleme görevini Omeran Beg inin son dönemde almış olmasıdır. Cumhuriyete kadar, Osmanlı Beratı, Boybeyliği yani Mala Kûrk Altılar beyi Hesen Beg ve haleflerinde (Özgür) olmuştur. Beratı verende bölgenin idari olarak bağlı olduğu Sivas valiliğidir.

Böylece Kürd aşiretlerin iskan ile olan resmi düzeydeki sorunları, bunların eliyle çözülmeye çalışılmıştır. Bu beratın Altılarlı Boybegine verilmesinde Kırşehirli Berketi aşireti ileri gelenlerinden Mistefa Berketi ile Alişiroğulları ailesinin etkisi ve tavsiyesi olduğunu ayrıca belirtelim. Bu arada Omeranların Kırşehirde bulunan ailelerle yakın akrabalıkları olduğu ise bilinmektedir.

SEFÎKAN:

Gunde Kose - Kerpiç köyü, Gundî Ome (Zincirlikuyu) Gundî Buldix –Bulduk Yayle Qute ( Güzelyayla) ve Sêvka (Celep 1839) belde ve köylerinden oluşur.

Tarihleri konusunda Sefkî ler diğer kollara oranla biraz şanslılar. Aşiretin ileri gelenleri 1765 den buyana yaşanılanları kayıt altına almış hatta bunu bir kitap halinede getirmişlerdir. Biraz uzunda olsa bu kitaptan( Bir Kabile Ailesinin Tercüme i Hali Ve Necip Şahinin Hatıratı) bazı alıntıları özellikle yapmak istiyoruz. En azından yazımızda belirtilen gelişimin anlaşılabilmesi için bu alıntılar önem taşımaktadır.

Aşiretin iler geleni Kavas Ağa 1765 de ölmüştür ve Harput iline bağlı Gövdeli kasabasına bağlı Avcılar mezrasına gömülmüştür... Hısn-ı Mansur –Adıyaman- dolaylarında yarı göçebe halde yaşamışlardır...Kavas ağanın oğlu Nuri Ağa Adıyamanda Berazî aşiretine mensup bir hanımla ikinci defa evlenmiştir., Aşiretin seceresini tutabilmek için Mehmet Süryani adında bir hattata sofra sinisi üzerine 1737 tarihli bir secere yazdırılmıştır.Kıyafetleri sade ve basit uçkurlu şalvar, cemadan nam-ı diğeri cepken, kadınlar ise üç etekli entarili kaylık yani meşlah giyerlerdi., Besin maddeleri ekseriya bulgur Pilavı, sade yağ, Süt, Yoğurt ve Etten iberetti. Savunma araçları ise at üzerinden kullanmak şartı ile kargı, mızrak, ve kılıç, piyadeler ise kılıç kalkan ve sopadan ibaretti. Nuri ağanın torunu olan Sarı Ismailin yine torunu  Hacı Osmanın iki oğlu vardı. Biri Tülek(!) diğeride Ahmet idi. İsmail Ağa döneminde aşiret yazın yayla eteklerinde kışında Haymana ovasının çeşitli mevkilerinde dolaşmış ve Çalış köyünde de kışlamıştır. Molla İbrahim mütevefa pederi olan Sarı İsmail ağanın cenazesini Mecidiye (Çiçekdağ) kazasına bağlı Kaman nahiyesinde toprağa teslim etmiş ve pederleri gibi Rişvan aşireti mensubu Seyifkari kabilesinin başına geçip idaresine başlamıştır. Yine yazın Uzunyayla ve bir çok yerleri gezmeye devam etmiş ve bu arada Boğazlıyan kazasının Karafakıllı köyünde annesi Haticenin hayrına bir cami yaptırmıştır. Caminin kapısını üzerine konulmuş bir mermer taşın üzerinede şu yazı yazılmıştır Sahibul Hayrat vel hasanat Rişvan Aşiretinden Sarı İsmail Oğullarından Hatice olup oğlu Molla İbrahim tarafından inşaa edilmiştir. Molla İbrahim ikinci olarak hükümet tarafından sıkı bir emir üzere tekrar göçebelikten dönüp idaresisinde Seyifkari kabilesinde bir kısmını şimdiki Gördoğlu köyünü yurt olarak münasip görmüş iskanlarını temin etmiştir. Diğer bir mevcudunuda halihazırdaki Celep köyünde iskana muaffak olmuş, diğer bir kısmıda Haci Osman başkanlığı altında Bulduk köyünün iskanını yaptırmıştır. Kendisi başlarında bulunarak Herdem Oğlu Bekir ve Berkal ile birlikte Kösü köyü ( Kerpiç Haymana) mevkiinde iskan etmiştir. Bu suretle mahiyetindeki ikibin nüfusu mütecaviz insanı dört yere taksim ederek iskanlarını temin etmiştir.  

ÇELİKAN:

Kulu ilçesinin Kırkpınar, Atkafası, Hisar,  Cihanbeylininde ise Kutika  köylerine yerleşmişlerdir. Kırkpınar köyü  Çelikanların kurduğu ilk köydür. Atkafası / Yeşilyurt 1885 yılında kurulmuştur. Bu köye Kırşehirden gelip yerleşen ailelerde mevcuttur. Örneğin Mala Vizika buna bir örnektir. Hisar Köyü Islahiyeden gelen Mala Ave ailesi öncülüğünde kurulmuştur. Ocaxe Male Nofel de bu köydedir. Kötükuşağı köyü ise Maraş / Türkoğlu  tarafından gelip bu köy yerine yerleşmişlerdir.

Çelikanlar mecburi iskan kararı ile birlikte uygulanan sürgün ve cezalandırma yoluyla belirgin bir biçimde parçalanan bir koldur. İlk önce Aşiret farklı yönlere gönderilir. Bir kesimi Sivasın, Gürün ve Kangal ilçe sınırları içerisine, bir kesimi Islahiye yakınlarındaki boş ve bataklık araziye bir kesimide Maraş Pazarcık taraflarına gönderilir.  Halen Gürün ve Kangaldaki köylerine Yayla derler. Islahiye taraflarına gönderilenler burada kalamazlar. Çukurovaya yönelirler. Belirli sebeblerden dolayı (büyük bir ihtimalle ıslahiye fermanı sonucu) Çokurovayı da terk ederek deniz kıyısını takip edip Alanya yakınlarında dağ eteklerinde yaklaşık iki yıl kaldıkları söylenir. Daha sonra Torosları 1876 yıllarında aşarak Orta Anadolu ovalarına ulaşırlar. Çeliki ler Malvat olarak Kırşehirdede bulunurlar. Hemen her köyde Celiki olan malvatlara rastlanılmaktadır. Bu bizleri Islahiye fermanı ile birlikte cezalandırılan bir kol olan Çelikilerin diğer kollar arasında dağıtıldıkları yorumuna götürmektedir.

NASIRÎ:

İncov Yeniceoba Beldesi Cihanbeyli,  Qeregedik Karagedik Beldesi-Gölbaşı, Burumsuz, Şerefli ve Hecilera Kuşça yerleşim merkezlerinde ikamet ederler. 

İncov, Nasirî kolunun en yoğun olarak ikamet ettiği bir beldedir. Cihanbeyliye 35 km uzaklıktadır. Bir dönem Adanada Yenice bölgesinde kaldıkları için bu ismi aldıkları söylenir. Yeniceobadaki aileler İlk önce Qeregedik-Karacaörene yerleşirler. Sonra Haymana Yenice beldesine buradan Tavşançalı Pazarözü yaylasına (Bulduk köyünün bulunduğu yer) en son olarakta bu günkü yerlerine yerleşmişlerdir. İlk yerleşen Aileler Mala Dumko, Mala Kale Miho, en son olarakta Mala Perawî lerdir. Aşiretin ileri geleni bir dönem  Mestî Ase dir. Sonra Heci Efendi (5 yıl) Sonra oğlu Tamo 23 yıl sonrada Heci Omar efendidir.

Qeregedik, Ankara Gölbaşına bağlı bir beldedir. 1884 yılında yerleşik hale geçmişlerdir. Adıyamanın Besni ilçesi Suvarili nahiyesi bölgesinden gelmişlerdir. Bir dönem Çukurova bölgesinde kalmışlar ve orayı Kışlak olarak kullanmışlardır. Geldikleri yıllarda aşiretin başını çeken Osman Beydir. Osman Bey resimde olan Mustafa Beyin dedesi Ahmet Kahan Beyin babasıdır. Mustafa beyin babası ise Bölgede adı yakından bilinen  ve tanınan Bektaş Beydir.
Mustafa Bey 1883 de doğdu ve 1941 yılınde 58 yaşında öldü. Balanın Çiğdemli köyünden Azime hanım ile evlendi. Sakarya savaşında cephe gerisinde askere yiyecek taşımakla ünlendi. 25 deve 500 koyun hibe ettiği için kendisine tebrik belgesi verildi. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde alınan ilk üç traktörden birisini satın alanlardan birisidir. Haymana ilçesinde Motorlu Un değirmenini yaptıran ilk kişidir. Man kamyonun genel temsilcisi Ercan holdingin sahibi Tahir Ercanın babasıda Heci Beydir.

Şerefli, yerleşik yaşama 1845-1860 yılları arasında geçmişlerdir. Köy Nasirî li aileler olmakla beraber Têrkan aşiretine bağlı ailelerde vardır. Nasirî ler: Mala Hecî Hecika, Mala Komişe ve Mala Guriye kabileleridir. Têrkan aşiretine ise: Mala Gabelek ve Mala Mistefayi Memo kabileleri bağlıdır. Sonradan Erzurumdan gelip yerleşen aileler vardır ki bu ailelerin Sefîkan oldukları söylenir.

Bumsuz, Haymana ilçesine bağlı bir beldedir. Besni ve Kahta bölgesinden gelmişlerdir. İlk yıllarda dört kabileden oluşan bir köy olan Bumsuz şimdi 400 ila 500 aileden oluşan bir belde konumundadır. Dışarıya yoğun bir göç vermiştir. Sadece Danimarka / Kopenhagen de 1300 dolaylarında Bumsuzun olduğu tahmin edilmektedir.

Hecîlera, Bu beldenin kurucuları Yeniceoba dan ayrılmışlardır. Kabileler arasında çıkan bazı sürtüşmelerden dolayı geçmişte Kelhasan köyüne ait olan yaylaya yerleşmişlerdir. Söz konusu sürtüşmeler uzun süre devam etmiş ve o devrin Valisine kadar intikal etmiştir. Kuşça Beldesinin yeri yayla olmaktan çıkarılarak yerleşim birimi haline getirilmiştir. Cihanbeyli ilçe merkezine uzaklığı 42 km. olup, nüfusu 2321’dir.

BİLİKAN:

Ankaranın Koçhisar ilçesine bağlı 9 köy ve Kırşehir merkeze bağlı üç köye iskan olmuşlardır. Bu köyler: Akarca, Hezîno (Büyükdamlacık), Heciyo (Büyükkışla), Doğankaya, Kanlıkışla, Küçük Damlacık Odunboğazı, Yusufkuyusu dur. Kırşehirdekilerde Ekiza, Ale Kekilî ve Hıirfanlı köyleridir.

Bilikan aşiret kolu üzerine çok az bilgi kayıtlara geçmiştir. Bunun sebebi nedir bizde bilmiyoruz. Aslında Bilikanların genel Kürd kimliği konusunda hassas oldukları söylenir. Bu hassasiyetin kendi öznel konumuna sirayet etmemiş olması bizlerede ilginç gelmektedir. Söylediğimiz gibi çok az bilgiye sahibiz. Bildiğimiz geçmişte aşiretin ileri gelenleri arasında Mame Beg ve Îsa Beg olduğudur. Bu isimleride Bilikan lar arasında bilinen ve yakın zamana kadar söylenen bir sevda türküsünde geçer. Genç yaşta aşiretin başına geçen Îsa Begin, komşu aşiretten Mame Beg in kızı Fate xatuna olan aşkını ifede eden bir türküdür. Bu aşkı ispat etmek için Beg olduğu halde Mama Bege çoban duran Îsa Begin bu jesti türkünün ana temasını oluşturur.. Türkü bîlur esliğinde söylenir.

Kısa bir dörtlük alalım.

Ane ane sivêda zu
Sê keçik runiştin li bin darê
Ba biskên wan sor dixine

Wane pîrê tu here Îsa beg ra
Bê ma vere pezî malê bave min
Şeş meha, sale ke biçerîne.

Mame beg dibe lo
Siwê da zu li vir çi digerî ?
Ew diwê:ez nasîpgî giran digerim.

Bidoşa bidoşa Fat fatem bidoşa
Fat fatem hezar heftused pezî pi kîda didoşa
Helba li ber time boşa

Kurikê buyin begê milê xwe dîne
Carix dolaxe xwe pusî dîna
Qavire Muse gili gil biçêrine
Hat pezê xwe bû peze mazmane
Biskên wan diketin ser kabone

Way begîm lo, sevdalîm lo
Wê malim lo bêkarim mirim lo

      
MİFÎKAN:

Mifkî isminin nereden geldiği, ne anlam içerdiğini şimdilik bilmiyoruz. Kırşehir merkez ve Boztepe ilçesine bağlı oniki köyde ikmat ederler diye biliniyorlar. Köyler Malya ovasını bir çizgi gibi yaran Çiçekdağ yolunun altına ve üstüne geniş bir alana adeta serpilmişlerdir. Bu ova zemininin geçmişte bir göl yatağı olduğu ve zamanla suların çekilmesiyle yerleşim alanı haline geldiğini ayrıca belirtelim.

Mifkî köylerinde bazı aileler Islahiye, Nizip ve Besni ve Çukurovada akrabaları ile hala görüşmektedirler. Çelikan ve Terkan aşiretlerine bağlı olan bazı aileler mifkilerin arasına karışıp erimişlerdir. Bazı köylerde karışık nüfusa sahiptir. Örneğin Çimeli ve Seyrek köyleri gibi. Geçmişte Boztepe ilçe merkezine yerleşmiş ailelerde vardır. Mifkî olarak bilinen köyler şunlardır

Kanîkûrik (Körpınar), Qişle-Büyükkışla-Terziyanlı, Çîmeli-Çimeli ( karışık, Bulgar göçmeni, Terziyanlı’dan bazı aileler, Sivas’tan Begili kabilesi), Kûlik-Külhöyük, Pizbênike Jêr-Şayıplı-Harmanaltı,  Pizbênike Jor-Mala Benê-Tosunburnu, Ûsînli –Hüseyinli, Gûrîo Yeşiloba, Goli-Göllü, Sêrek- Seyrekköy, Tavira Taburoğlu- Şix Ağa Çiftliği, Sira-Uzunpınar, Xaladîno-Hatunoğlu-Öksüzkale, Otko-Araplı Cedit- Yenidoğanlı, Solax-Horla-Eskidoğanlı

Sitemizin Anatomîya Gûnden Me bölümünde köyleri tek tek ele alarak köyler üzerine bilgileri daha somut hale getirmeye çalışıyoruz.  Bununla birlikte önemli bulduğumuz bazı bilgileri buraya aktarmakta yarar var.

Otko, Serek, Sira ve Gurio köylerinin kurucu aileleri ilk dönem Goli köyü yakınlarında bulunan Boyalık mevkinde topluca bir arada konlarda yaşıyorlardı. Zamanla aileler bir birinden ayrılarak şimdiki yerlerine yerleştiler. Bu bölgeye Üsinli civarıda denilir. Şimdi Boyalık mevkinde harabeler mevcuttur. Bazı aileler yaklaşık 130 yıl önce iç sorunlardan dolayı Sıra dan ayrılarak Solax köyünü kurmuşlardır.

Araplı ile Horla şimdiki yerlerine tesadüf eseri yerleşmişlerdir. Eskilerin anlatımı ile bir gün inekleri kayıp olur. Aramaya çıkıldığında inekler Horla ve Araplı civarındaki sazlık ve yeşiliğin ortasında bulunmuş. Gördükleri manzara karşısında hayretlere düşerek “Yaw,  Mange ji me pakiltirin, li serî çiye kare me çi ye ?” diyerek yükleyip çadırlarını buraya yerleşmişler.

Yine Qişle, Kulik ve Kanikürik köylerinin sakinleri geçmişte bir arada idiler. Qişlenin bu günkü yerinde toplu halde kalıyorlardı. Kuraklık ve kıtlıktan dolayı muhtemelen 1874 yılında Kulik ve Kanikürik Qişleden ayrılarak bugünkü yerlerine yerleştiler. Çimelli deki Kürt aileler yine Qişleden gitmişlerdir.

Pizbenike Jor ve Pizbenike Jer köylerini kuran aileler ilk zamanlar Dulkadirli köyünün yaylağı olarak bilinen Çixureşme bölgesinde bir arada bulunuyorlardı.

ŞEXBİLAN:

Mifîkanlar gibi oniki köyden oluşurlar. Şêxbilan aşiretine bağlı köyler şunlardır: Ûçkî, Geder, Qişlê, Çewirme, Çemalax, Çîdali, Zêqere, Hoçiko, Ramiko, Torino

Şêxbil isminin nerden geldiği pek bilinmemekle beraber Ocax olan bir ailenin Bilo isminde bir oğulundan bu ismin geldiği söylenir. Aşiretin ilk yerleştiği köyler olarak Çevirme ve Qişle köyü olarak bilinir. Antep Islahiye ve Maraş taraflarından geldikleri kuvvetli bir ihtimaldir. Qişle, Çîdali, Gêder, Zekere ve Çamalak köylerinin kurucu kabilesi Mala Baxde lerdir. Bu kabilenin iskan sırasında toplu halde bir arada bulunması istenmemiştir. Bundan dolayı Yozgata bağlı köylere (Paşaköy ve .cevre köylerine) dağıtılmışlardır. Bu parçalanmayı kabul etmeyen Kabile ileri gelenleri gizlice bir araya gelerek Qişle köyünün bu günkü yerine gelerek birazda cebren oturmuşlardır. Yaylak olarak Sivas-Divriği çevresi ve Uzunyaylayı kulanırlardı. Şexbilanlardan Islahiyede akrabaları olan ve ilişkileri hala devam ettiren aileler vardır.

BERKETÎ:

Aşirete bağlı ailelerin çöle iskan edilmesinde öncülüğün Berketî lerin yaptığını tahmin ediyoruz.

Çicekdağ merkez ve Kunguş( Harmanpınar), Hacıoğlu, Beraka (Baraklii, Şahana, (Şahanoğlu), Alahacılı (karışık), köylerinde iskan olmuşlardır. Berketî ler üzerine elimizde yok denecek kadar bilgi mevcut. 1920 li yıllara kadar Çiçekdağ yönetimi berketî lerin elindeydi.

OXÇÎYAN

Alan (Alanköy), Şorik (Acıköy), Bozlarevci, Gölcük, Konir (Konurkale), Avanaoğlu, Afraköyü, Tuzköyü, Acılı, Çökelik, 

MOLÎKAN
Devreceli, Karaca Ahmetli,  

 
KAYNAKLAR.
             
-Konuyla ilgili Osmanlı „Tahrir Defterleri“
-1890 tarihli „Ankara Salnamesi“
-Kırşehir „İl yıllıkları“
-Avşar ve Dulkadiroğulları üzerine yapılmış çeşitli „tarih araştırmaları“
-Konar Göçerlerin yaşamları ile ilgili bir çok „döküman“
-Üsküdar Valide Sultan Vakfı arşivleri
-Bîrnebûn ve Veger dergileri
-Tüm köy siteleri
-Cevdet Türkay, Faruk Sümer, Cengiz Orhonlu, Adnan Yılmaz, Nuh Ateş, Rohat Alakom ve daha bir çok yazar ve araştırmacının ilgili kitap ve çalışmaları.
Malpera Kurdên Kirsehîrê © 2005
Design by Xalîkan